|
Ezginin Günlüğü yeni albümü “İlk Aşk” ı çıkardı. 20 yıldır
severek dinlediğimiz Ezginin Günlüğü, bu kez karşımıza “İlk Aşk”
ile çıktı. Grubun “demirbaşı” Nadir Göktürk ile yeni albümü ve
arkasındaki seneleri konuştuk.
• Ezginin Günlüğü çok eski bir grup. O zamandan bu zamana çok
değişim oldu mu grupta?
1990 yazında, benden başka kimse kalmamıştı grupta ve o
tarihte yeni bir ekip oluşturuldu. Zaman zaman tek tük
değişişlikler olsa da; bu kadro aynı şekilde devam ediyor. Şu
anda yeni bir kadın vokalistimiz var mesela.
• Siz grubun en eski elemanısınız. Hiç yılmamışsınız.
Gidenler yıldılar diye bir şey yok tabii ki, ama uzun zaman
geçiyor. Ezginin Günlüğü kurulalı 20 yılı geçti ve bu süre
içinde insanların hayatları doğal olarak değişti.
• Ezginin Günlüğü, 1980’ li yıllarda kuruldu. Albümde “1980”
diye bir parça da var. Nasıldı sizce 1980’ler?
“1980”, müziği bana, sözleri Hüsnü Arkan’a ait bir parça.
Sözleri o yazdığı için daha iyi bilir ama biz zaten mesajlarını
çok direkt veren sözler yazmıyoruz. Biraz tülün arkasında,
kendini açmayan sözler bizimkiler. O yüzden tam bir açıklama
yapamasam da, 1980’lerin bizim için çok şey ifade ettiği kesin.
Özellikle Türkiye için... 12 Eylül sonrası radikal değişiklikler
oldu çünkü. Çok ciddi biçimde tüketim toplumuna dönüştü Türkiye.
Toplumda ciddi bir dağılma ve dejenerasyon oldu. Sonrasında da
her şey hızlandı.
• Müzik de hızlandı tabii...?
Toplumdaki bütün her şey müziğe de yansıdı elbette ve
şarkılar da çok çabuk tüketilir oldu. Tüketilmek üzere yapılmaya
başlandılar. Kalıcılık kıymetini kaybetti. Belki de biz de bu
arada geri kafalı olarak kaldık. Bu hıza ayak uyduramadık.
• Sizin böyle bir derdiniz var mı ki? Belirli bir dinleyiciye
sahipsiniz hep.
Müzik tüketicilerinin özellikle gençler olduğunu düşünüyorum
ve bizim zamanımızdan beri iki kuşak gelişti. O zamanki gençler,
yirmi yılda orta yaşa geldiler hatta yaşlanmaya başlıyorlar.
Şimdi de onların çocukları geliyor. O zamanki kuşak konserlere
fazla gitmiyor artık, Bu, benim kendime de yaptığım bir
eleştiri. Ben de eskisi kadar sinemaya gitmiyorum, kitap
okumuyorum, albüm satın almıyorum...
•Neden öyle?
Birçok sebebi var. İnsan yaşı ilerlemeye başlayınca bazı
şeyleri biliyor gibi oluyor, gerek görmüyor. Bu, doğru bir şey
değil tabii. Bir yandan da ekonomik zorluklar. İnsanlar bir
yerden sonra çocuklarını düşünüyorlar daha çok. O yüzden
Türkiye’de çocukları hedef alan albümler çok satıyor mesela.
•Sizin konserlerinize eski tüfekler çocuklarını alıp
gelmiyorlar mı?
Çocuklarıyla birlikte gelmiyorlar ama çocukları geliyor.
Geçen konserde birkaç genç gelip; “Ezginin Günlüğü’nü anne
babalarımızdan öğrendik” dediler mesela.
• Ezginin Günlüğü 1980’lerde kuruldu ama biz daha çok 1990’lı
yıllardan hatırlıyoruz sizi.
Ezginin Günlüğü’nün popülaritesinin artması l990’lardan
sonra oldu çünkü. Özellikle 1995’teki ‘Oyun’ albümüyle birlikte,
geleneksel dinleyicimizin dışında bir dinleyici ile buluştuk.
• Bu geçiş nasıl oldu?
1980’lerde daha çok halk türkülerini yorumluyorduk.
l960’larda biliyorsunuz bu alanda bayağı bir hareket vardı.
Sonra bunlar radyoda yasaklanınca, rüzgar değişti. Anadolu rock,
halk müziği kesildikten sonra, TRT’nin empoze ettiği bir hafif
müzik modeli icat oldu ve tutulmadı. Bu arada da TRT dışında
radyo ve televizyonu kullanmadan çıkış yapan arabesk oldu.
Ezginin Günlüğü’nün yola çıkışında Ruhi Su’nun büyük rolü oldu.
Onun türkülerini farklı bir anlayışla yorumluyorduk. İlk
kurulduğumuzda; viyolonsel, flüt ve halk müziği enstrümanları
ile değişik bir sound oluşturduk. Biraz daha akademik bir
üslupla başladık müziğe. Türkülerin yanında şiirlere de müzik
yapıyorduk
• Ezginin Günlüğü hala şiir gibi ama.
Söz bizim için önemli olduğu için şarkı sözlerini yazarken
de eften püften şeyler olmaması için uğraşıyoruz.
• ‘İlk Aşk’ta ‘İstanbul’ diye bir parça var. Göçler vs...
İstanbul’da hala her şey aynı mı sizce?
Albümdeki iki parça ‘İstanbul’ ve ‘Uyan Alim’in sözleri
’Eğin’ türküsünden alınma. Parçaları bu dörtlükten yola çıkarak
yazdım. İstanbul’un taşı toprağı altın gibi sözler var evet ama
İstanbul’daki sorunlar da aşk gibi hiç bitmeyecek bir konu. Her
zaman hakkında bir şeyler yazabilirsiniz kısaca.
• Bu albümde de Laço Tayfa’dan Hüsnü Şenlendirici ismini
görüyoruz.
Şenlendirici’nin bir rengi var, o renk bizim duruşumuza da
gitti. Sonuçta bizim müziğimiz Anadolu kökenli kent müziği. Bu
anlamda alt kültürler ve Roman müziği gibi bu toprakların canlı,
yaşayan müzikleri bize uyuyor.
• Ezginin Günlüğü’nün en popüler zamanı 1990’lardı. Şu anda
durum nasıl?
Her albümde yeni bir şeyler öğreniyoruz. Her defasında,
“Şimdi öğrendik” diyoruz ama bir bakıyoruz ki hala öğrenilecek
şeyler var. O zamandan bu zamana özellikle de kayıt ve teknikle
ilgili çok şey öğrendik. Acemilikten birazcık çıkıyoruz. Daha
içimize sinen bir albüm oldu bu. Düzenlemeler de öyle. Çok
kalabalık yok. Temiz bir çalışma oldu. Genelde albüm çıktıktan
sonra kayıt kalitesi anlamında çok memnun kalmıyoruz ama bu
sefer memnunuz.
• Albümde en çok ‘1980’ parçasını sevdi insanlar.
Öyle galiba, zaten ilk klibi de bu parça için çekeceğiz
• En son Diyarbakır’da konser verdiniz. Nasıldı ortam?
Coşkulu, güzel bir konserdi. Anadolu’daki konserler daha
coşkulu geçiyor tabii; çünkü Istanbul’daki kadar eğlence
alternatifi oralarda yok. Bu yüzden tiyatro da taşrada daha
büyük ilgi görüyor.
|